Ürün ve Hizmetlerimiz

- Deri Mont Erkek Modelleri
- Deri Mont Bayan Modelleri
- Deri Mont İmalatı
- Deri Mont Tamiri
- Ankara Deri Mont
- Deri Mont Boyama
- Deri Bakımı
- Derinin Tarifi
- Deri Temizliği
- Deri Giysi ve Kıyafeti
- Deri Mont Ankara
- Çankaya Deri Mont
- Kuzu Derisi
- erkek
- fiyat listesi düzenle

Online : 1 - Bu Gün : 55 Ziyaretçi

Bu Hafta : 489 - Bu Ay : 1997 Ziyaretçi

Toplam : 73287 Ziyaretçi

 

Derinin histolojik yapısı
 
         Bir hayvanın derisi sadece koruyucu bir örtü olmayıp, bir çok fonksiyonları olan ve dolayısıyla yapısı da   biraz karışık bir organdır. Histolojik bakımdan bütün memelilerin derileri yapıca az çok birbirine benzer ve esas itibariyle üç tabakadan meydana gelmiştir. Bu tabakalar da ayrıca bölümlere ayrılır. Deriyi meydana getiren tabakaları basit olarak şu şekilde sıralayabiliriz:
 
A)      Epidermis                               B) Dermis
B)      Hipodermis
 
EPİDERMİS
 
 
Epidermis, derinin en dış tabakasını teşkil eder ve kendinden sonra gelen dermis tabakasına oranla çok incedir. Kalınlığı, farklı hayvanlarda değişik olup, toplam deri  iterler. Bu hücreler deri yüzüne yaklaştıkça beslenemediklerinden su kaybı sonucu boynuzlaşırlar. Şekilleri de deri yüzeyine yaklaştıkça yassılaşır. Böylece en üstteki tabaka tamamen boynuzlaşmış ölü hücrelerden ibarettir. Bundan dolayı “Corneum” tabakası adını da alır. Hayvan yaşadığı sürece corneum tabakası ince pulcuklar halinde dökülür ve bunların yerini aşağıdan gelen hücreler alır. Epidermis tabakası kan damarını ihtiva etmez. Hücrelerin beslenmesi dermis tabakasındaki kan ve lenf sisteminden difüzyon yoluyla olur. Bazal hücrelerin bir çoğu; dermisin   papiller tabakasına girmiş parmak şeklinde çıkıntılara sahiptir. Bu çıkıntılar epidermisin dermisle bağlantısını sağlar. Epitel hücreleri sadece epidermisi değil aynı zamanda kıl, yağ ve ter bezlerini meydana getirir. Epidermisin alt tabakalarındaki hücreler (melanocytes) deri ve kıla renk veren pigment taneciklerini ihtiva ederler.
 
DERMİS
 
Bu tabaka, malpiki tabakasından “Bazal zar” ile ayrılır. Malpiki hücrelerinin beslenmesi dermisin üst yüzeyine kan damarlarıyla gelmiş besin maddelerinin bu zardan geçmesi ile olur. Dermis, dericilikte istifade edilen esas deri tabakasıdır. Esas itibari ile bağ dokudan meydana gelmiştir. Dermiste bulunan başlıca bağ doku tipleri kollegen, elastin ve retikülindir. Ancak büyük çoğunluğu kollagen meydana getirir ki bu, deriye form veren en önemli maddedir. Dermis papillar tabaka girintili çıkıntılıdır ve dericilikte sırça tabakası adı verilen tabaka budur. Kıl köklerini, salgı bezlerini ve kasları ihtiva eder. Sırça tabakası dermisin sadece az bir kısmını teşkil eder. Kalınlığı derinin tipine göre değişir. Sırça tabakada bağ doku lifleri oldukça az ve incedir. Bunlar kompakt olarak birbirlerine bağlanmış olup görülen muntazam bir sıralanmaları yoktur. Kıl deliklerinin dizilmeleri ile meydana gelen sırça tabakanın şekli her hayvan türü için karakteristiktir. Mamul derinin üst yüzünde bu farkları müşahade etmek mümkündür. Böylece çeşitli hayvanlardan elde edilen deriler birbirinden ayırt edilebilir.
Bütün memeli hayvanların derilerinde ve bir hayvanın her nahiyesinde mutlak surette bu papiller bulunmaz. Mesela koyunda omuz, kuyruk dibi ve butların içinde bu girinti çıkıntılar hemen hemen yok gibidir. Katılgan doku demetleri papilla tabakasında en sık olur. Aşağılara gidildikçe gevşer. Bu gevşek kısma retiküler tabaka denir. Retiküler tabaka birbirine geçmiş kollegen liflerinden meydana gelmiş olup kollagen lifleri iyice tefrik edilebilen demetler meydana getirirler. Retiküler tabaka derinin esas tabakasıdır. Bu tabakanın lif demetleri sırça tabakadakilere nazaran daha geniştir. Kollagen lifleri genellikle dalgalı ve silindir şeklindedir. Çok sık paketlendikleri bölgelerde, daire şeklindeki enine kesitleri değişerek hegzaganol bir şekil alır. Bu doku her istikamette uzanan ve bir ağ teşkil edecek şekilde birleşen çok ince flamentlerden ibarettir.
Retiküler doku lifleri kollagen lif demetlerinin etrafını bir zarf gibi sararlar. Bu doku lifleri sırça tabakasında çok sıktır. Retiküler tabaka toplam deri kalınlığının %45–80 ini teşkil eder. İnce derilerde dermisin örgülü kısmı gayet ince bir şerit halindedir. Dermis tabakasının elastiki liflerinin ve katılgan doku demetlerinin sıklığı ve sık örgülü kısmının kalınlığı derinin kıymeti üzerinde etki eder. Esasen deri sanayinde mamul deri olarak elde edilen maddede dermis tabakasıdır. Derinin kan ve lenf damarları bakımından en zengin olan, dolayısıyla en fazla beslenen kısmı da budur.
 
HİPODERMİS
 
Hipodermis dokusu gevşek bağ dokusudur ve dermisi vücuda bağlar. Yağ depo eden, elastik ve kas dokuyu ihtiva eder. Hipodermisin alt kısmındaki dokuya subcutaneous doku adı verilir. Bu dokular dericilikte leş olarak adlandırılan dokulardır ve sepileme işleminde mekanik olarak deriden uzaklaştırılır. Yüzme esnasında vücut, ssubcutaneous doku ve hipodermisten deri kasları sayesinde ayrılır. Bu sırada dermiste meydana getirilecek kesikler mamul deriyi meydana getirecek lifleri tahrip edeceğinden derinin değerini düşürür. Bu nedenle iyi bir yüzme sepicinin işini büyük çapta kolaylaştırır.
Yağ, yağ dokusu halinde derinin iç yüzünde bulunur. Yüzme iyi yapılmamışsa oranı yüksektir. Yağın miktarı ve yayılışı hayvanın cinsine, yaşına, sıhhatine ve mevsimlere bağlı olarak değişebilir. Merinos koyunlarında yağ, deri ağırlığının %20 si olabilir. Buna mukabil genç boğa derilerinde ise sadece %0.75 kadardır. Yağ nispeti fazla olduğu zaman sepilemeden sonra deriler göze çarpar nispette yağlıdır. Mesela koyunlarda yağ hücreleri bazen o kadar fazla olur ki dermisin lifli yapısını bozarak zayıflamasına veya çatlak olmasına sebep olur. Yağ bilhassa sıcak havalarda veya konserveleme tuzlu kuru yapıldığında deriyi kokutur.
 
DERİNİN KİMYASAL YAPISI
 
Sepileme esnasında deride ne gibi değişikliklerin meydana geldiğini anlayabilmek için derinin kimyasal yapısına da kısaca değinmek gerekir. Deri, başlıca aşağıdaki kimyasal maddelerden meydana gelmiştir:
 
1.   Su
2.      Proteinler
3.      Lipidler
4.      Karbon hidratlar
5.      Mineral tuzlar         
 
Genellikle, derinin toplam ağırlığının %60-70 i sudur. %35 kadar bulunan proteinler ise iki grupta toplanırlar. Bunlar strüktüre olmuş ve (fibriler) ve strüktüre olmamış (globüler) proteinlerdir. En önemli strüktüre protein “kollagen”dir. Kollagen yaş derinin %30-35 ini teşkil eder. Kuru ağırlık üzerinden ise %80-85 dir. Kollagenden başka %2.5 kadar elastin ve %0.5 kadar retikülin bulunur. Strüktüre olmamış proteinler ise albumin, globulin ve mukoid veya gliko proteinlerdir. Bunların oranı %10 dolayındadır. Derinin lipit muhteviyatı yaş, cinsiyet vs. faktöre göre değişiklik gösterir ve %5-15 civarındadır. Lipitler yağ hücreleri içinde;
 
a. Trigliseridler
b.      Fosfolipidler
c.       Kolesterol
d.      Mumlar
 
Olmak üzere farklı tiplerde bulunurlar. Deri az miktarda olmak üzere çeşitli karbon hidratlar da ihtiva eder. Bunlar glikoz, mannoz, arabinoz, glikozamin ve galaktozamindir. Derideki mineral madde (kül) oranı ise %2-3 dolayındadır. Kül içindeki başlıca elementler; sodyum, potasyum, kalsiyum, mağnezyum ve fosfordur. Kollegen, bütün omurgalıların ve pek çok omurgasız hayvanların bağ dokularının esas maddesidir. Hayvan derisi kuru ağırlık üzerinden %80-90 protein ihtiva eder. Kollagen, keratin ve elastin ile birlikte, fibriler protein grubuna girer. Deride bulunan globüler proteinler, albuminler, globulinler ve mukoidlerdir. Globüler proteinler sepileme esnasında deriden ayrılırlar. Hayvan derisinin ana maddesi olan kollagen, sepi maddeleri ile bağ teşkil ederek mamul deriyi meydana getirir. Kollagen, diğer proteinlerden histolojik, fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından ayrılıklar gösterir. Kollagenin kendine özgü bir amino asit konstitüsyonu vardır.
 
Bazı Eriyebilir Kollagen Numunelerinin Bileşimi
 
                               Her 100 amino asit içinde sayısı
Amino asit                 Dana derisi                Fare derisi                 İnsan derisi
 
Alanin                     112                        106                        120
Glisin                       330                        327                        340
Valin                       19                          22                          23
Lösin                       22                          25                          25
İzalösin                   11                          10                          12
Prolin                      141                        117                        125
Fenilalanin                15                          13                          14
Trosin                     3                            3                            3
Serin                       32                          41                          34
Treonin                   16                          20                          19
Methionin                 2                            6                            7
Arginin                    47                          49                          51
Histidin                    7                            5                            6
Lisin                        29                          29                          30
Asparagin asidi          43                          47                          51
Glutamik asit            70                          74                          84
Hidroksiprolin            93                          100                        91
Hidroksilisin              10                          6                            9
Asid nitrogeni           8                            51                          xx
 
Kollagenin pratik yönden önemli olan genel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
 
1. Genellikle görünüşleri beyazdır.
2.      Zayıf asit boyalarla kolaylıkla boyanır.
3.      Gümüş boyalarını almaz.
4.      Asit ve alkalilerde önemli derecede şişer.
5.      Nötr solventlerde erimez.
6.      Proteinaz enziminden, diğer proteinlere nazaran daha az etkilenir.
7.      Genellikle inelastiktir.
8.      Belirli sıcaklıkta normal boyunun 1/3 üne kadar büzülür.
9.      Büzülme sıcaklığını üzerindeki sıcaklıklarda uzun süre muamele edildiği zaman büyük çapta jelatine dönüşür.
10.    Sepilemede, sepi maddeleri çapraz bağlar meydana getirecek tarzda reaksiyona girer.
 
Kollagen kimyasal olarak, yüksek miktarda glisin, prolin, hidroksiprolin ve hidroksilisin ve daha düşük miktarlarda aromatik ve sülfür ahtiva eden amino asitlerle karakterize edilir. Hidrosiprolin, kollagenden başka hiçbir proteinde bulunmaz. Ayrıca kollagende çok sayıda amino asit olmayan grupların bulunduğu tesbit edilmiştir. Bunlar karbonhidratlar, nükleit asitler, aldehitler, siklik asitler ve metallerdir. Kollagen zinciri boyunca mevcut çeşitli reaktif gruplar, sepi maddeleri gibi moleküllerle kolaylıkla bağ teşkil ederler. Sepi maddeleri her iki ucunda kanca bulunan çubuklar gibi düşünülebilir ve bunca kollegen molekülü üzerindeki reaktif gruplara bağlanarak protein moleküllerinin birbiriyle daha sıkı bir şekilde bağlanmasını sağlarlar.
          Böylece sepileme işlemi sırasında sepi maddelerinin şişmiş deriye diffüzyon yoluyla etki etmesi sağlanarak, kollagen moleküllerinin daha sıkı bir şebeke meydana getirmesi sağlanır. Ancak farklı sepi maddelerinin kollagen üzerine tesirleri de farklı olmalıdır. Mesela krom kompleksleri, kollagenin karboksil grupları ile reaksiyona girerek kollagen lifleri arasında bağlar teşkil eder. Farmaldehit kollagen zincirinin amino grupları ile reaksiyona girerek metilen köprüsü meydana getirir. Bitkisel sepi maddeleri ise muhtemelen sepi maddesinin hidroksil grubu ile kollagenin CO grubunun oksijeni arasında bağ teşkil ederek polipeptit zincirlerini birbirlerini bağlar. Kollagenin moleküler yapısı hakkında pek çok araştırmalar yapılmış ve çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bugün için en geçerli görüş 1963 yılında Dr. Ramachandran ve arkadaşlarının ileri sürdüğü modeldir.
         Buna göre kollagen molekülü her biri sola doğru helezon şeklinde üç polipeptit zinciri sağa doğru bir üçlü heliks teşkil ettiğidir. Araştırmacılara göre triple heliks içinde 33 amino asit yer almaktadır. Üç polipetpit zinciri birbirine NH—O ve CH—O hidrojen bağları ile bağlanmaktadır. Kollagen ve keratinde bulunan esasa amino asitlerin nisbetleri aynıdır. En önemli fark komşu zincirleri bağlayan hidrojen bağlarına ve tuz bağlarına ilaveten keratinin sistin bağı sayesinde stabil bir durumda oluşudur. Kollagendeki üçlü heliks şeklindeki   strüktür, kompozisyon bakımından büyük çapta prolin, hidroksiprolin ve glisinden meydana gelmiştir.
 
         DERİNİN YAPISINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
 
Deri yapısına etki eden faktörler iç ve dış faktörler olmak üzere ikiye ayrılır:
 
         1 . İÇ FAKTÖRLER :
 
         a . Vücut nahiyeti : Derinin kalınlığı hayvanın vücut nahiyelerine göre değişir. Mesela koyunda, deri en fazla kalınlığı sırt hattı boyunca ve botun üstünde göstermektedir. Yanlara ve aşağıya doğru incelir. Karın altında butların iç yüzlerinde, memede anüste incedir. İnce derili yerler aynı zamanda az lif örtüsü olan yerlerdir.
         b . Irk : Hayvanlarda derinin incelik veya kalınlığı ırklara göre değişir. Mesela kaba ve karışık yapağılı koyunlarda kalın, ince yapağılı koyun ırklarında ise incedir.
         c . Şahsiyet : Aynı ırka mensup hayvanların derileri incelik bakımından önemli farklılıklar gösterirler. İncelmiş, narinleşmiş, dejenere olmuş hayvanların derileri normal gelişmiş hayvanların derilerine nazaran daha incedir.
         d . Yaş : Deri yaşlanma ile umumiyetle kalınlaşır. Genç hayvanların daha ince derili olmaları katılgan doku demetlerinin henüz sağlamlaşmamış, yumuşak ve ince olmalarındandır.
         e . Cinsiyet : Genellikle erkek hayvanların derileri dişilerinkine nazaran daha kalındır. Ayrıca emziren hayvanların derileri kısırlarınkinden daha ince ve yumuşaktır.
 
         2 . DIŞ FAKTÖRLER :
           
a. Beslenme: Eksik ve kötü beslenme zamanlarında hayvan vücudunda depo etmiş olduğu gıda maddelerini sarfeder. Deri, yağ depo edilecek bir yer olduğuna göre incelir. Açlığın uzun müddet devam etmesiyle normal yaşamak için ikinci derecede önemli organlar ve bu arada lifler, yağ ve ter bezleri de zarar görürler. Normal şartlarda deri yumuşak ve kaygan olup iki parmak arasında tutulup çekilince kolayca kalkar ve katlanabilir. Bırakıldığı zamanda hemen eski halini alır. Açlık uzun sürdüğünde deri elastikiyetini kaybeder ve sertleşir. Bunun sonucu olarak deriyi iki parmak arasında sıkıştırmak güçleşir. Bırakılınca de elastikiyeti kaybolduğundan eski halini alması için uzun bir süre geçer. Normalin üstünde beslenme, eksik ve kötü beslenmenin aksi etkiler yapar. Derideki bezlerin salgı yapma güçleri artar. Bunun sonucu deride fazla miktarda yağ birikir.
b. Bakım: Derinin elastikiyetini, sağlamlığı ve sertliği üzerinde etkilidir.
c. İklim: Derideki sinirler sıcak ve soğuktan müteessir olurlar. Bunun neticesi deriye kan akışı azalır. Soğuk iklimler de ve fazla iklim değişiklikleri olan yerlerde deri, sıcak iklimlerde ve iklim değişiklikleri az olan yerlerde hayvanların derilerinden daha kalın ve kuvvetlidir. Rutubet miktarı da derinin inceliğine ve yumuşaklığına etki eder.
d. Hastalıklar: Hastalıklar daha ziyade deri yapısına derinin normal beslenmesine mani olması dolayısıyla etki eder. Bunun yanında derinin içinde bulunan unsurların, mesela ter ve yağ bezlerinin, katılgan dokunun deformasyonunda sebep olabilirler.
 
DERİNİN İÇİNDEKİ UNSURLAR
 
Deri içindeki unsurları kıl, yağ bezleri, ter bezleri ve kıl kısa şeklinde sıralayabiliriz. Memelilerin vücudunun çok yönlü bir parçası olan deri sadece lif üretmez, aynı zamanda yalnız memelilerde bulunan üç özel bezi de ihtiva eder. Bu bezlerden birisi ter bezleridir. Ter bezleri, kan dolaşımı sonucu meydana gelen suyu dışarı atar. Bu su buharlaşırsa vücut yüzeyi serinler. Terleme, sıcak kanlı hayvanlar için önemli bir serinleme vasıtasıdır. İkincisi yağ bezleridir. Bu bezlerin sağlısı, kürkü yumuşak ve elastik olmasına yardım eder ki, bu husus kürkün kullanışlılığı için önemli bir şarttır. Bezlerin en tipik ve önemli olanı ise süt bezleridir. Süt bezleri memeliler için o kadar karakteristiktir ki, bütün memeliler bu bezden isim alırlar.
 
KIL
 
Kıl genel olarak derinin içinde ve foleküle kadar uzanan bir kök ve birde derinin dışında kalan sap dan ibarettir. Kıl folekülleri esas itibari ile epidermisin cilt içine girmesiyle meydana gelmiş olan lifleri meydana getiren organcıklardır. Folekülün dibinde bir şişkinlik bulunur. Buna kıl soğanı denir. Kıl esas itibari ile buradaki hücrelerin çoğalarak meydana getirdikleri hücrelerden teşekkül eder. Bu hücreler kendileri meydana getiren ana hücrelerden uzaklaştıkça canlılıklarını kaybeder. Nihayet kılın deriyi terk ettiği yerde bütün hücreler ölüdür. Kıl soğanının dibinde bir girinti vardır ki buna kıl papili denir. Bazı kıllarda bu papil bulunmayabilir. Papilsiz kıllar bir çok kıl dökümü sonucu meydana gelen bir dejenerasyon ürünüdür.
 
Oh       :         Epidermis
Lh       :         Dermis
UB       :         Hypodermis
I         :         Kıl
S         :         Kıl sapı
W        :         Kıl kökü
O        :         Kutikül
r         :         Korteks
m        :         Medula
T         :         Yağ bezi
P         :         Papilla
HM      :         Gerici kas
Schm   :         Ter bezi kanalı
 
Memelilerde vücudu örten lifleri meydana getiren foliküller, deride tesadüfi olarak değil, belli bir kurala göre gruplar meydana getirecek tarzda sıralanmışlardır. Primer ve sekonder foliküller olmak üzere iki grupta incelenirler foliküllerin deride yerleşme durumlarını görebilmek için alınan deri numunelerinin labaratuarlarda incelenmesi gerekir. Folikül grupları diğer memelilere nazaran koyunlarda daha bariz olarak görülebilir. Merinoslarda ilk folikül belirtileri, bazal tabakada fotüsün 60.-70. günleri arasında, vücudun yan bölgesinde olmaktadır. Fotüste ilk folikül belirmesinden onbeş gün sonra 2. bir folikül grubu görünmeye başlar. Bu foliküller, önceden beliren foliküllerin yan taraflarında yer alırlar. Bu gruplaşma tam bir üçgen meydana getirecek tarzda olmaktadır. Bu üçlü gruba trio adı verilir. Bu grubun en üst orta kısmında yer alan folikül, en önce meydana gelmiş olup, merkezi primerfolikül adını alır. Merkezi folikülün yan taraflarında bulunan foliküller diye adlandırılır.
Fotüsün 90 ıncı günden sonra, primerfoliküller meydana gelmezler. Fotüste yapağı örtüsünü teşkil edecek olan kıllar için 2. bir folikül periyodu 85.-100. günler arasına rastlar. Daha önceden primer foliküllerin teşkil ettikleri üçgen içerisinde yeni yeni foliküller meydana gelmeye başlar. Bu foliküllere sekonder folikül adı verilir. Sekonder foliküller anatomik olarak primer foliküllerden az çok farklılık gösterir. En bariz fark sekonder foliküllerin ter bezi, yağ bezi ve kıl kasını ihtiva etmemeleridir. Bazen bu foliküllerin yanlarında yağ bezlerine rastlanabilir.
 
YAĞ BEZLERİ
 
Kıl kökünün iki tarafında genellikle kısa kanallı yağ bezleri bulunur. Bazı hayvanlarda bu kanallar hiç yoktur. Bu bezlerde epidermisin deri içinde kıvrılması meydana gelmiştir. Yağ bezlerinin deri yüzeyine nazaran derinlikleri değişiktir. Ana karnındaki fotüste ilk teşekkül eden liflerde yağ bezleri daha derindedir. Sonradan teşekkül eden liflerde ise yağ bezleri yüzeye yakındır ve bazen bulunmayabilir. Bu bezlerin vazifeleri lifleri yağlamak ve böylece dış etkilerden korumaktır.
 
TER BEZLERİ
 
Genellikle kıl köklerinin dibi hizasında veya daha derinde retiküler tabaka ile yağ tabakası arasında bulunur. Fotüste ilk teşekkül eden liflerin deriyi terk etmekte oldukları yere uzun bir kanalla açılırlar. Her kılavuz kılda bir tek olarak bulunur. Sekonder liflerin köklerinde ter bezleri yoktur.
 
KASLAR
 
Her kılavuz kılda bir kıl kökü kası bulunur. Ancak sekonder liflerde yoktur. Gerici, kılavuz kılın kıl kökü ortasından veya dipten itibaren üçte birinden başlayarak ekseriya meyilli bir vaziyette açılarak yukarıya doğru seyreder ve papiller tabakada son bulur. Bu kasın, mesala hiddet anında veya soğukta büzülmesi lifin dikleşmesini sağlar. Lifin gelişmesi troid bezinin etkisi altındaır. Hayvana düşük dozda troidin ertesi verildiğinde bezin salgısı durur. Troid salgısı memeli hayvanların kıllarının renkleri üzerindede etki yapar.
 
KÜRKÜN YAPISI
 
Kürk memeli hayvanlarda organizmanın soğuk ve açlığa karşı tabii bir koruyucusudur. Aynı durum tropikal bölgelerde yaşayan memelilerde de şiddetli güneş ve sıcağa karşı korunmak için söz konusudur. Kürkü meydana getiren lifler “kaba üst lifler” ve “ince alt lifler” olmak üzere esas itibariyle 2 ana gruba ayrılırlar. Bunlar arasında çeşitli tipte geçit lifler bulunur. Memeli hayvanların kürkü yazın daha ziyade kaba üst liflerden ibarettir. Kışın yaklaşmasıyla ince ve yumuşak alt lifler teşekkül etmeye başlar ve bunlar kaba üst liflerin altında az veya çok bir tabaka halinde bulunurlar. İnce alt liflerin teşkil ettiği tabakaya hakiki kürk denir. Esas itibariyle kürkü karakterize eden ince alt liflerin bulunmasıdır. Hayvan soğukta yaşadığı zaman alt lifler daha ince, daha mukavim ve daha güzel görünüşlüdür. Sıcak memleketlerin hayvanları bazen çok güzel bir posta malik olsalar bile,bu post hakiki manada bir kürk değildir. Kürkü meydana getiren lifler ısıyı pek az iletirler. Lifler arasında hapsedilen hava izole edici bir tabaka meydana getirerek süratli ısı kaybını önler.
 Soğuk bölgelerde yaşayan hayvanların daha sık bir kürk örtüsüne sahip olmalarının sebebi budur. Kürk örtüsü bir çok memelilerin bütün yıl boyunca çok soğuk havalarda bile aktif bulunmalarını sağlar. Bazı memelilerde ise lif örtüsü çok az ve kısadır. Bu durumda ısı regülatörü görevini deri altı yağ dokusu görür. Bazı su hayvanları mesela su samuru ise hem mükemmel bir kürk örtüsüne hem de yağ tabakasına sahiptir. Suda yaşayan memelilerde ince alt lifler derinin kuru kalmasını sağlar. Keratin liflerinin hidrofobik tabiatı, derinin doğrudan doğruya su ile temasını önler. Soğuk memleketlerde açık havada yetişmiş hayvanların ince alt lifleri yapma kabiliyeti çok fazladır. Bu hayvanlar tropik memleketlere götürüldüğü zaman bu vasfı kaybederler
 
LİFLERİN HİSTOLOJİK YAPISI
 
Kürkü meydan getiren liflerin yapısı kürkün kalitesi yönünden son derece önemlidir. Bu nedenle lifleri iyi tanımak, büyüme ve anatomisini çok iyi bilmek gerekir. Tek bir lif ele alınacak olursa dıştan içe doğru şu tabakalardan meydana geldiği görülür:
 
a . Kütikül
b . Korteks
c . Medula
 
KÜTİKÜL
 
Kütikül tabakası lifin en dış kısmında bulunur. Lifin ikinci tabakası olan “korteks” i dıştan çepeçevre sarar. Elektron mikroskobu ile yapılan çalışmalarda kütikül tabakasının da üç kısımdan meydan geldiği anlaşılmıştır. Bunlar epikütikül, ekzokütikül ve endokütikül adını alır. Kütikül tabakası boynuz tabiatında olup, kalınlıkları takriben 0.3-1 mikron, boyları genellikle 14.9-28.0 mikron arasında değişen, genişlikleri de 36 mikron kadar olan şeffaf pulcuklardan ibarettir. Bu tabakayı meydana getiren pulcukların şekilleri muhtelif tip liflere değişiklik gösterirler.
Lifin üzerini kaplayan pulcukların dizilişleri çatı üzerindeki kiremitlerin diziliş şekline benzer. Buna göre serbest kenarları lifin uç kısmına yönelmiş bir haldedir. Pulcukların şekil ve dizilişlerinden elimizdeki bir lifin hangi lif grubuna dahil olduğu kolayca tespit edilebilir. Kütikül tabakası çok dayanıklı olup, görevi fiziksel ve kimyasal etkenlere karşı lifin asıl önemli olan korteks tabakasını korumaktır.
 
KORTEKS
 
Kütikül tabakasını altında bulunur ve lifin en önemli kısmını teşkil eder. İğ şeklinde hücrelerden meydana gelmiştir. Medulalı liflerde bu tabaka lif hacminin 2/3 veya 4/5 kadar kısmını kaplamaktadır. Hayvansal lifler, gerek mukavemet ve gerekse elastikiyet gibi fiziksel özelliklerini bu tabakadan almaktadır. Medulalı bir lifin kesiti alındığında korteks tabakasının boya tutma özelliğine göre para ve ortokorteks diye iki kısımdan meydana geldiği görülür. Para ve ortokorteks arasında korteks hücrelerinin dizilişleri ve çeşitli ve çeşitli kimyasal etkenlere karşı reaksiyonları bakımından farklar vardır. Korteksin kalınlığı türlere göre değişiklik gösterir. Mesela ayı balığında lif çapının %96 sı, deniz samurunda %62.5 i, su samurunda %50 si sincapta %34 ü oranındadır.
 
 
MADULA
 
         Bu tabaka birçok özellikler bakımından korteksten farklılık gösterir. Çok yüzlü hücrelerden teşekkül etmiş olup, bazen içlerinde pigment tanecikleri ve hava hap solmuştur. Lifte medulanın mevcut oluşu ve bu kanalın lifin korteks tabakasına oranla kalınlığı lifin fiziksel özelliklerini etkiler. Lifte medula kanalının mevcudiyet ve kalınlığı, hayvanın ırkına, şahsına, beslenmeye, iklime göre değişiklik gösterebilir. Liflerde bulunan medula kapladığı hacim bakımından değişik olabileceği gibi şekilleri de etkili olabilir. Buna göre devamlı medula, devamsız medula, fragmental medula, tek sıralı medula, çok sıralı medula vs. şeklinde isimlendirilirler. Medulanın yapısı türlarin sınıflandırılmasına yarar. İnce alt liflerde medula bulunmayabilir. Lifin medula çapı ile toplam çapı arasındaki orana “medula indisi” denir. Bu indis 0.3-0.9 arasında değişir ve aşağıda 3 grup halinde sınıflandırılan şekilde türlerin tayininde mühim rol oynar.
 
         I. GRUP
 
         çok ince (az) medulası olan lifler. Bunların indisi 0.5 den küçüktür. İnsan, fok, ayı kılı, çeşitli yün ve lifler.
 
II. GRUP
 
Orta kalınlıkta medula kanalı olan lifler. Bunların indisi 0.5-0.6 arasındadır. Maymunlar, makiler, porsuk, kaplan, kanguru vs.
 
III. GRUP
 
Büyük modula kanalı olan lifler, Azami indisi 0.7 olan, etoburlar grubuna dahil hayvanların lifleri; kurt, panter, kanada samuru, martre ve tilkiler gibi.
Derinin yapısına etki eden faktörler, bir deri ürünü olan liflerin, dolayısıyla kürkün yapısına ve gelişmesine de etki eder.
Soğuk iklim etkisi altında ince alt lifler sık ve yumuşaktır. Kaba üst lifler ise çok uzundur. Buna karşılık tropik bölgelerdeki hayvanlarda kaba üst lifler daha fazladır. İnce alt lifler bu hayvanlarda bazen çok az bulunur veya hiç bulunmaz. İne alt lifler bu hayvanlarda bazen çok az bulunur veya bulunmaz. Ancak bu açıklamalardan en kaliteli kürklerin daima soğuk bölgelerden geldiği de anlaşılmaktadır.
 
 
 
LİFİN KİMYASAL YAPISI
 
Hayvansal liflerin esas maddesi “keratin” adı verilen proteindir. Bu liflerin kimyasal yapısını teşkil eden proteinler genel olarak büyük moleküller halinde bulunurlar.
--NH—CHR—CO. NH. CHR. CO. NH. CHR. CO—
         Bu amino asitler protein zincirinde meydana getirdikleri yan kutupları vasıtasıyla su, tuz, asit ve alkalilerle birleşe bilecek durumda bulunurlar. Yünün bünyesindeki en önemli amino asit sistindir. Keratinin bünyesinde bulunan kükürdün büyük bir kısmının sistinin terkibinde bulunması bu aminoasidin önemini arttırmaktadır. Bilindiği gibi iki aminoasidin yan yana geldiğinde birinin (--NH) grubu ile diğerinin (--COOH) grubu birleşerek bir molekül su kaybetmek suretiyle bir dipeptit meydana gelir. Amino asitleri birbirine bağlayan bağlara peptit bağı denir. Dipeptit incelenirse bir tarafta (--NH) amid, diğer tarafta (--COOH) karboksil grubunu ihtiva görülür. Bu haliyle yeniden amino asitlerle birleşe bilecek durumdadır. Bu birleşme sonucu dipeptit, tripeptit, polipeptit haline gelirler ve böylece protein zincirlerini meydana getirirler. Yan yana gelen protein zincirleri birbirleriyle de bağlantılı durumdadır. Bir zincirdeki (CO) grupları karşısında yer almış bulunan öteki zincirin (NH) grubu ile birleşir. Bu suretle meydana gelen bağa “Hidrojen bağı” adı verilir. Hayvansal lifin bünyesindeki öteki bağlantılar ise tuz bağı ve sistin bağıdır. Yan yana bulunan molekül zincirlerinden birisinin asit grubu ve diğerinin bazik grubu iyonlaştıkları zaman, biri pozitif öteki negatif yüklü iyon haline geçtiklerinden birbirini çekerek asit ve baz kökleri ile birleşir ve bir tuz meydana getirmiş olurlar. Bu durumda meydana gelen bağa “Tuz Bağı” adı verilir.
         Yünün bünyesinde bulunan kimyasal bağlantılardan en önemlisi ise “sistin” bağıdır. Bilindiği gibi sistinin bileşiminde kükürt vardır ve iki amino ile iki karboksil grubunu ihtiva eder. Böylece sistinin bir molekülü ayrı protein molekülünü bağlama özelliğine sahip bulunur. Bu suretle iki protein molekülünün kükürtleri arasında kuvvetli bir meydana gelir. Bu bağ lifin fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından büyük önem taşır. Aşağıdaki formülde sistin ve tuz bağlarının keratinin bünyesinde nasıl yer aldığı görülmektedir.
         Kimyasal bakımdan keratinleşme protein molekülünde disülfit bağının teşekkülü şeklinde mütalaa edilebilir. Astbury, keratine “vulkanize protein” adını vermektedir. Bu vulkanizasyon, zincirleme bir reaksiyon olup lifin orijini olan epidermiste daha düşüktür. Liflerin kökleri ergin life nazaran redüksiyon maddelerine karşı daha duyarlıdır. Bunun sebebi kısmen kökte sistinin bir kısmının zaten redüksiyona uğraması ve yan zincirler halinde bulunuşundandır. Keratinin reaktivitesi geniş çapta sistine bağlıdır. Sistin redüklenebilir, oksitlenebilir veya hidroliz edilebilir. Sistinin meydana getirdiği disülfit bağı S-S bir diamino asittir. Yakın polipeptit zincirlerini bağlar. Bu bağlar keratinin polar solventlerde eritmezliğini sağlar, lateral şişmeyi sınırlandırır. Yeni çapraz bağların bünyeye girişi, mukavemeti arttırır, keçeleşme özelliklerini azaltabilir. Keratinin yapısını değiştirmenin üç yolu şudur:
 
         1. Peptid hidrolizi: Peptid bağları asitlerle parçalanarak esas zincir uzunluğu azalır ve lif mukavemeti düşer.
         2. Kükürt bağlarını parçalanıp daha mukavim bağlarla yer değiştimesi.
         3. S-S in daimi şekilde parçalanması. Mesela oksitleyici maddelerle reaktif olmayan yan zincirlerin meydana getirilmesi.
         1 ve 3 uygun solventlerle artan bir eriyebilirlik, iki ise azalan bir eriyebilirlik sağlar. Aşınmaya mukavemet peroksit beyazlatmasından sonra az, asit tahribatından sonra daha fazla, klorlamadan sonra en kötüdür.
         Keratin her nekadar basit bir kimyasal yapı değilse de karşılıklı bağlarla bağlanmış uzun polipeptid zincir tabakalarının serileri olarak ifade edile bilir. Tabakalar birbirleri üzerine binmiş ve hidrojen bağları ile birbirlerine bağlanmıştır.
         Zincirin uzunluğunun ölçülmesi oldukça güçlükler arz eder. 60—400 amino asit bakiyesinden ibaret olup COOH ve NH 2 ile nihayetledir.
Düşük sıcaklıkta asitler, amino grupları ile birleşmeye mütemayildir. Fakat reaksiyon zayıf ve reversibldir. O halde keratin fonksiyon bakımından baziktir. Basit asit boyaları ile boyamanın kolaylığı keratinin bazik grupları ile boyar maddenin sulfonik grupları kısmen iyonik veya elektrostatik duyarlık sebebiyledir.
         İyonik bağlar reversibl olup çok kolaylıkla bozulabilir. (mesela deterjanlarla yıkama olduğu gibi). Daha şiddetli şartlarda asitler amino grubunu tahrip eder ve mesela tirosin gibi aminositlere zarar verir.
         Alkaliler tuz bağlarını, sistin bağını bozar ve fazlalığı halinde lifi zayıflatarak elastikiyeti azaltır. Oksitleyici maddelerle beyazlatma esas itibariyle S—S bağlarında etkili olur. Buhar ve güneş ışığı da benzer etkilerde bulunur. S—S bağına verilen herhangi bir zarar sürtünme mukavemetini azaltır, lifin tutumunu değiştirir. Bunun önüne geçmek için yeni çapraz bağlar meydana getirmek ve S—S bağlarını modifiye etme konusunda çalışmalar yapılmıştır. Formaldehit, amino gruplarına etki ederek alkalilere mukavemet artırır. Fakat meydana gelen yeni bağ asitlere ve kaynar suya karşı mukavim değildir. Keratinin kostik soda ile hidrolizi hidroklorik aside nazaran 7 defa daha fazladır. Redükleyici maddeler S—S bağını bozarak 2 sistin bakiyesi meydana getirirler.
         Polivalent metaller veya halojenlenmiş maddelerle momelede daha stebil bağlar meydana gelir. Mesela etilen dibromit thioeter bağı meydana getirir ve bu işlemden insan saçına daimi dalga verilmesinde yararlanılır. Keratin sodyum bisülfitle muamele edildiğinde reaksiyon meydana gelir.
         Yıkama esnasında bazı tersine çevrilmeler meydana gelsede, bisülfitin büyük kısmı, parçalanmış bisülfit bağlarında bağlı olarak kalır. Bu şekilde bir keratin lifi su buharının etkisine maruz bırakılacak olursa disülfit bağları tekrar teşekkül eder ve serbest kalan bisülfit veya SO 2 bünyede başka S—S bağları meydana getirir. Belirli sayıdaki S—S bağını bozmak için gerekli bazı maddelerin miktarları teorik olarak şöyledir;
                  
         Na 2 S                                          1.0                Sodyum hipoklorit               2.0
         Sodyum bisülfit                            1.4                Sodyum klorit                     3.0
         Sodyum tiyoglikolat                      1.5                Hidrojen peroksit                 2.5
Sodyum formaldehit sulfoksalat       2.2                Cloramin T                         8.0
 
Astbury’nin X ışınları ile yapmış olduğu çalışmalara göre, keratin zincirleri katlanmış bir vaziyette olup uzatıldığı zaman farklı bir konfigürasyon gösterir. Astbury bu iki durumdaki keratini a ve ß keratin olarak isimlendirmektedir.
A keratinin strüktürü, keratin lifinin özelliklerinin ifade edilebilmesine esas teşkil eder. Bir lif deforme olduğu zaman H bağları ve S—S bağlantıları zorlanır ve deforme edici etki ortadan kalktığı zaman bunlar lifi tekrar orijinal konfigürasyonuna döndürmeye çalışırlar. Yün lifi kuru kalde orijinal uzunluğunu %20 si kadar uzatılabilir. Germe kuvveti ortadan kalktığı zaman kendi orijinal uzunluğunu kazanır. Fakat böyle bir lifin X ışınları ile fotoğrafı çekildiğinde farklı bir konfigürasyon gösterdiği anlaşılır.
Lif uzatılırken sistin bağı koparılmışsa, kuvvet ortadan kalktığında lif tekrar eski durumuna dönmez. Bunun sebebi uzatılmış zincirler arasında, yeni kimyasal bağlar, tuz köprüleri H bağlarının teşekkül etmesiyle bunların lifi katlanmış forma döndürmekten alıkoymasıdır.
Lifler sistin bağını koparacak şartlarda uzatılırsa, uzatıcı kuvvet ortadan kalktığında, lifler kendi orijinal uzunluklarından daha az uzunluk alacak şekilde büzülürler. Buna “süper kontraksiyon” adı verilir. Bu durumda, uzatılmış zincirler arasında meydana gelen yeni bağlar muhtemelen, orijinal yapıdan daha fazla katlanmış bir konfigürasyona sebep olmaktadır. Pratik olarak, keratin lifi su ile plastikleşir.
Corey ve Pauling’in görüşlerine göre, amino asit zincirleri heliks şeklinde olup, 5 dönüşlüdür ve her dönüşte 3-6 amino asit bakiyesi vardır. Formül uzunluğu 27° A dır. Bünyede sadece kristalin bölgeler muntazam katlanmış zincirleri havidir. Geriye kalan organize olmamış ve amorftur. Kristalin bölgeler mukavemet ve kohezyon, fleksibiliteyi sağlar. Moleküller bu iki bölgeyi katedebilecek uzunluktadır.
Keratin lifinin farklı bölgelerinde kimyasal kompozisyon bakımından önemli sayılabilecek farklılıklar vardır. Mesela kükürt miktarı liften life değişebileceği gibi, tek bir lifin uzunluğu boyunca da farklılıklar görülür.
 
 
 
KÜRKÜN RENGİ
 
Kürk hayvanlarında kürkün rengini korteks ve bazen de medula tabakasındaki pigment tanecikleri meydana getirir. Pigment tanecikleri protein orjinli olup “melanin” diye isimlendirilirler. Melanin yunanca “melas=siyah” kelimesinden gelmektedir. Bu tanecikler sadece liflerde değil aynı zamanda epidermiste ve gözün iris tabakasında da bulunur. Boyları 0.1-3 mikron arasında değişir. Elektron mikroskobu ile fotoğrafları çekilebilmektedir. Pigment bir çok eriticilerde erimez. Hatta konsantre asitlere bile dayanıklıdır. Renk olarak, kahverengi, siyah, kırmızı-kahverengi, sarı veya kırmızıdır. Siyah, koyu kahve ve koyu gri rengi veren “eumelanin” ve sarı, kırmızı-kahverengi ve kırmızı rengi veren pigment “phaeomelanin” dir. Bu renkler mesela Kolinsky, Japon gelinciği ve kırmızı tilkinin renkleridir. Bazı hayvanlarda her ikisi de bulunabilir.
Pigmentlerin her ikisi de epidermiste melamoncytes hücrelerinde sentezlenirler. Bu hücreler, epidermisin malpiki tabakasındaki toplam hücre sayısının %5-15’ini meydana getirirler. Pigmentlerin meydana gelişinin adrenal korteks ve bilhassa hipofiz hormonu ile tenbih edildiği zannedilmektedir. Pigment tanecikleri hücre bölünmesi ile yeni teşekkül eden hücreye geçerler. Böylece melanin devamlı olarak sentezlenmiş olur.
Melanin tanecikleri, lifin teşekkülü esnasında korteks hücrelerine girerek lifin rengine ait hücre materyali haline gelirler. Normal olarak, foliküllerdeki melanin hücreleri melanin granüllerini sentezleyip depo eder ve lifte muntazam bir pigmentasyon meydana gelir. Pigment dağılımı genetik olarak kontrol edilir. Pigmentasyon keratinleşmeden daha önce meydana gelmektedir. Melanin hücrelerinde melanin sentezlenmesi araştırıcılar tarafından geniş çapta incelenmiş ve pigmentin tirozinin bakır ihtiva eden tirosinas enzimi ile katalitik oksidastonu sonucu meydana geldiği açıklanmıştır.
 
Pigmentin meydana gelişinde 3 safha vardır:
 
1.       Kırmızı pigmentlerin (Hallochrome) meydana gelişi,
2.       Hallochromun hafif renkli bir maddeye oksidasyonu,
3.       Son oksidasyon safası ile melanin meydana gelişi ki bu reaksiyon henüz tan olarak açıklanamamıştır.
 
Eu melaninle, phaeo melanin arasındaki arijin ve kompozisyon farkı da henüz kesinlikle bilinmemektedir. Phaeomalaninin, eu-melaninin bir oksidasyon ürünü olduğu zannedilmektedir. Ancak bu oksidasyonu yapan enzimin ne olduğu bilinmemektedir.
İki melaninin renk farklılıklarına ilaveten, eu-melanin granülleri genellikle oval veya yuvarlak olup, Phaeomalanini tanecikleri daha geniştir. Eu-melanin alkalilerde hemen hemen çözülmez. Halbuki Phaeomalanin çözünür.
Memelilerin çoğu uniform renkte değildir. Genellikle sırt bölgeleri daha koyu, yan bölgeler daha açık renktedir. Bu farklılık esas itibariyle genetik yapı ile ilgili olmakla beraber bunda ışığın da rolü vardır.
Memeli hayvanların sadece bir kısmı tek renklidir. Karışık renklilik ya farklı renkteki tek liflerin mevcudiyetinden veya liflerin uzunlukları boyunca çeşitli renk tonlarının yani açık veya koyu renkli halkaların bulunmasından ileri gelir.
Bir çok memelilerin kürk örtüsünde ise benekler, çizgiler, çok renkli bölgeler bulunabilir. Bu durum, tabiatın bu hayvanlara sağladığı gizlenme veya kamuflaj halidir. Çünkü kendi normal çevrelerine uyan renklere sahip hayvanlar yaşamlarını bu suretle daha kolaylıkla sürdürürler. Mesela kutup bölgesinde yaşayan hayvanlar beyaz kürkleri sayesinde kara adapte olmuşlardır. Beyaz ayı, kutup tilkisi, ermin gibi hayvanlarda dominant renk beyaz olup bunlarda melanin teşekkülünü yavaşlatan throsinas inhibitörü vardır. Bazı memelilerde nadir olarak “albinizm” ortaya çıkmaktadır. Bunlarda tyrosinaz meydana gelmediğinden melanin yoktur. Melaninsizlik genetik bakımından resesiftir.

İLKERDERİ 28 YILLIK TECRÜBESİ İLE GÜVENİNİZİN ESERİ

 

Ana Sayfa - Hakkımızda - İletişim - İletişim Formu - Site Map  

İlker Deri 2011 - WebHost ArcGrup